Cumalıkızık’tan Oylat’a

Günlüğümün 18.02.2008 tarihli safasından


Bu haftasonu kırküç kişinin katılımıyla,olumsuz hava koşullarına rağmen “Cumalıkızık’tan Oylat’a” adlı İstanbul’dan kaçış planını gerçekleştirdik.

İstanbul’dan yola çıktığımızda kar yağışı hafif bir şekilde başlamıştı.Bursa’ya yaklaştıkça yağış etkisini oldukça artırdı,ama hiç sorun değil hepimiz mutluyuz;yeni yerler göreceğiz,arkadaşlar birbirimize kavuştuk,İstanbul’dan uzaklaşacağız,sporumuzu yapacağız,doğayla bütünleşeceğiz,yorulacağız,üşüyeceğiz,yağıştan dolayıda epeyce macera yaşayacağız (bunu zaten bile bile çıktık yola).

Bu sefer en küçük katılımcımız üç yaşında “Poyraz bey”.Kimi zaman babasının omzunda kimi zamanda kendi ayaklarının üzerinde yürüyerek iki gün boyunca kafileden ayrılmadı.

Hatırlarsanız Uludağ’a canlı müzik eşliğinde çıkmıştık.Sevgili Emrah bize yine sürpriz yapmış.Gemlik’ten grup Apaçi’yide aldık.Bu sefer kadro dahada genişlemiş.Arkadaşları aracımızın arka koltuklarına sanatlarını rahatlıkla icra edebilecekleri şekilde oturttuk,iki gün boyunca bizlerle birlikte olacaklar.Onlar hemen çalmaya, bizim kabiliyetli arkadaşlarımızda dans etmeye başladılar.Bu nasıl bir performans inanılır gibi değil ama Gemlik’ten Cumalıkızık’a kadar durmaksızın çalındı,söylendi ve oynandı.

Eh artık hepsi nefis bir kahvaltıyı haketti.Kahvaltımızı Cumalıkızıkta yapacağız.Burası çok uzun zamandan buyana görmeyi çok çok arzu ettiğim bir beldemizdi.Herhalde her mevsimde ayrı güzel bir yer ama karlar altındaki görüntüsüde rüya gibiydi.

Cumalıkızık;Bursa’nın doğusunda Ankara karayolunun 10.kilometresinde sağda,bu sapağı kaçırmamaya çalışın lütfen.Cumalıkızık yazısını gösteren kahverengi levha girişteki çarpık yapılaşmadan dolayı oldukça zor farkediliyor.Sağa sapın yaklaşık beşyüz metre sonra tekrar sağa sapıp üç kilometre yol alıyorsunuz.Manzara çok hoş helede biz giderken bembeyaz karlarla kaplanmış olduğu için daha da hoş bir görüntü vardı.

Köy meydanında otobüsten inerken bir levha dikkatimi çekti,üzerinde şu bilgi yazılıydı:Kuşaktan kuşağa aktarılan söylenceye göre Tokat dolaylarında yaşamakta olan Oğuz boylarından Kızıklar Karakeçili aşiretinin bulunduğu bölgelere göç ederek Ertuğrul Gazi’den yerleşmek için yurt isterler.Ancak Karakeçili aşireti,Kızıklar’ın bu isteğine karşı çıkar.Bunun üzerine Ertuğrul Gazi ,düşmanlıklar doğmaması için Kızıklar’a,Uludağ’ın,o zamanki adıyla Keşiş dağı’nın kuzey eteklerinde yer gösterir.

İki Oğuz boyu arasında sürekli barış sağlamak için de Kızık boyu beyinin 7 oğlunu Karakeçili aşiretinden 7 güzel kızla evlendirir.Kızık beyinin 7 oğlundan Cumali bey,ailesi ve yakınlarıyla günümüzdeki Cumalıkızık’ta,Fethi bey Fethiyekızık’ta (Fidyekızık),Hamlıbey Hamamlıkızık’ta,Dal bey Dallıkızık’ta,Bayındırbey de Bayındırkızık’ta yurt kurarlar.Derekızıkla Değirmenlikızık’ın kimler tarafından kurulduğu söylencede yer almaz.

Bu yaygın bir söylence.Gerçekliği kesin değil.Cumalıkızık ve diğer kızıkların adının nereden geldiği konusunda bilimsel bir uzlaşmada sağlanabilmiş değildir.Ancak “Kızık” sözcüğünün,Bursa yöresindeki Yörük Türkçesinde “derbent” anlamına gelen “kısık” sözcüğünden zamanla dönüşmüş olabileceği düşünülebilir.

1685 tarihli vakfiyede yer aldığı üzere Cumalıkızık, bir Osmanlı vakıf köyüdür.Ve köyün kuruluşu Orhan Gazi (1326-1360) dönemine değin götürülebilir.

Osmanlı dönemi konut dokusunu günümüze kadar koruyan ve 700 yıllık geçmişi olan Cumalıkızık,bu özellikleriyle gelecek kuşaklara aktarılmaya çalışılmaktadır.

15 hektarlık bir alanda kurulan ve yaklaşık 270 dolayında evin yüzde 60 ında oturulan Cumalıkızık 1987 yılında Bursa’nın Büyükşehir belediyesi statüsüne kavuşmasıyla Yıldırım beldiyesi sınırları içine alınmıştır.

Bu yazıyı okuduktan sonra hemen karşı tarafında bulunan ilk eve kahvaltı yapmak üzere girdik.Sokak kapısında bir ip sallanıyordu onu çekince kapı açıldı.Bu görüntü beni çocukluğuma götürdü,o yaşlarda yaşadığım kasabada da kapıların çoğu ve bahçe kapıları böyleydi.

Kapıdan girdiğim anda Cumalıkızık evlerinin yapısı hakkında bir fikir sahibi olabildim.Bu yolculuğa çıkmadan önce Cumalıkızık hakkında bulabildiğim kadar yazı okudum,bir de sevgili Emrah yol boyunca bize burası hakkında bilgiler aktardı.Kahvaltı faslına geçmeden önce sizlere birazcık Cumalıkızık evleri hakkında bilgi vermek istiyorum.

Cumalıkızıktaki evler genellikle üç katlı,evler yapılırken aile mahremiyetine son derece özen gösterilmiş. Evlerin dış kısımlarında zemin ve birinci katlar ile avlular, sokak döşemesine uygun moloz taş ve ahşap hatıllı duvarlarla örülmüş. Sokaktan ev içinin görülmesi mümkün değil. Pencereler üst katlarda kafesli veya cumbalı. Cumalıkızık evlerinde genelde iki türlü plan uygulanmış. Bunlardan birincisi etrafı moloz taşlarla yüksek şekilde örülmüş bir duvarla çevrili dış avlu,buradan eve giriş kapısına ve hayat kısmına geçiliyor.Evin girişi, böylece sokakla doğrudan ilişkili olmamış oluyor, ikinci tip evlerde ise dış avlu yok.Sokaktan kapı yardımı ile doğrudan hayat kısmına girilir. Dış kapı üzerinde dikey konulan ağaç hatıllarla ızgaralanmış, camsız bir aydınlatma ve havalandırma boşluğu yer alıyor. Hayat bölümünden iç avluya, ahıra, depolara ve merdivenlere geçiliyor. Evlerin ana giriş kapıları çift kanatlı. Genellikle ceviz ağacından yapılan bu kanatlar dövme demir kuşaklar ve iri başlı çivilerle bağlanmış. Kapı kulpları ve tokmak da dövme demirden. Kapıların çift kanatlı yapılışı elde edilen ürünün ve tarım araçlarının kolaylıkla içeriye taşınmasını sağlamaya yönelikmiş.

Gerek dış avludan ve gerekse doğrudan sokaktan girilen hayat kısmı, üst katı taşıyan sağlam ahşap direklerle çevirilidir. Zemini yassı ve geniş taşlarla döşelidir. Hayat bölümü Cumalıkızık evlerinde en çok kullanılan mekanmış. Elde edilen ürünler burada geçici olarak depolanır, ayrılır, bakımı yapılırmış. Kestaneler dikenli kılıflarından burada ayıklanır,düğün dernekler burada yapılırmış. Kış aylarında ısıtmayı sağlayacak malzeme de burada kendisine ayrılan bölümde usta ellerce düzenli şekilde istiflenirmiş. Hayat bölümünün yüksekliği fazla ise bir asma kat yapılarak, burada uzun süre korunacak malzeme depolanırmış.

İkinci kat yazlık kısım olarak kullanılıyormuş. Burada da değişik tip sofalara sıralanmış odalar, eyvan, seki ve sedirler yer alırmış.Üst katta sokağa uzanan en özenli yer baş odadır. Bu odalar ile hayat arasında eyvanlar yer alır. Birinci ve ikinci katlardan hayata doğru yapılan çıkmaların üzerine oturtulan köşk odalar ayrı özellik taşır. Ev döşemeleri kirişler ve bunların üzerine çakılmış kaplama tahtaları ile sağlanmıştır.

Bizim kahvaltı yapmak için girdiğimiz ev ikinci tarz evlerdendi.Kapının ipini çekip içeriye girdiğimizde hemen hayat bölümüne girmiş olduk.Bu bölümün sonuna doğru gidip kapıya doğru baktığımda da ızgaralanmış havalandırma bölümünü gördüm.Ama ne yazıkki üst kata çıkamadık.Üst katı artık mutfak olarak kullanıyorlarmış.Burayı dört hanım işletiyor,arı gibi çalışıyorlar.Biz içeriye girdiğimizde yiyeceklerimizin çoğu masalarda bizi bekliyordu.Nefis köy peynirleri,birbirinden lezzetli ev yapımı reçeller, bildiğimiz klasik reçellerin yanında benim ilk defa denediğim ve hayran olduğum cam gibi ,kıtır kıtır kabak reçeli,sarıları adeta kırmızıya çalan köy yumurtaları,nefis sele zeytinleri,Cumalıkızık’ın meşhur ekmekleri,enfes bir bal (Cumalıkızık’ın üst tarafı meyve bahçesi ve kestanelik ),hakiki tereyağı,ortada çıtır çıtır yanan soba,üstünde çaylarımız için konmuş buharı tüten kocaman çaydanlıklar,tabi bir yandan da üzerinde ekmeklerimizi kızartmayı ihmal etmedik.

Herzaman olduğu gibi işletmeci hanımlardan bir tanesiyle öyle bir koyu sohbete daldım ki,sonunda hanım siz daha önce gelmiştiniz değilmi,hiç yabancı gelmiyorsunuz bana dedi.Hayır oraya ilk defa gelmiştim ama demekki sohbetimizden dolayı birbirimizi pek sevdik.

Yiyecekler harika ama çokda fazla yememek lazım,Cumalıkızıktaki olmasada Bursa Kent Ormanında yapacağımız yürüyüş biraz zorlu olacak,çünkü karda yağıyor

Kahvaltıdan sonra Cumalıkızık’ın içinde sevgili Emrah’ın belde hakkında verdiği bilgileri dinleyerek bir kültür turu yaptıktan sonra,köyün hemen arkasındaki meyvebahçelerinin olduğu bölümde gözlerimize ve ruhumuza şölen olan bir kar yürüyüşü yaptık.Bazı arkadaşlar yoruldu ama biz sürekli katılanlar için bu henüz bir ısınma turu.Emrah bizi yormadan asla bırakmaz.Buradaki doğa yürüyüşümüz bir su kaynağının yanında sona erdi.İlk defa geldiğimiz yoldan tekrar geri dönmek zorunda kaldık.Şimdi diyeceksinizki e dönüş yolu zaten öyle olmazmı?Eğer lideriniz Emrahsa hiçbir zaman dönüş yolunuz geldiğiniz yol olmaz,mutlaka ne yapar yapar sizi başka yoldan aracınıza geri getirir ama burada böyle bir şey yapmak mümkün değil.

Köy meydanına tekrar geri gelip otobüsümüze yerleştik şimdi Bursa Kent Ormanı’na gidiyoruz.

On beş dakika sonra,içerisinde fotoğrafını gördüğünüz şelalesi bulunan oldukça geniş bir araziye,dik yamaçlara,akarsulara ve minik tahta köprülere sahip ormana ulaştık.Yürüyemeyecek olan arkadaşları girişteki kafede bıraktık ve biz başladık yürümeye,karın yağış şiddeti arttı;tipi ve iri sert taneler halinde yağmaya başladı.Yılmak yok,biz Emrah’ın talebeleriyiz.Tabiki yine bizden önce kimseler yürümediği için her yer dizimize kadar kar.Ben hem fotograf hem video çekmek hemde arkada kalanları toplamak için en arkadayım,yani kar iyice ezilmiş oluyor.Bu konumun önde yürüyenlere nazaran az yorucu olduğunu daha önce Ilgaz yazımda anlatmıştım.Etraftaki görüntü okadar harikaki fotografmı çekeyim,videomu çekeyim yoksa kendi gözümlemi seyredeyim,yoksa kayıp düşmemek için bastığım yerlere dikkatmi edeyim şaşırdım.

Bu işte bir terslik var henüz burası çok yorucu bir parkur değil,herhalde benim kaslarım artık bu yürüyüşlere iyice alıştı derken,zorlu bölüme geldik tabi artık elimde bir sürü aletle yola devam edemeyeceğim çünkü bazı yerlerde ilerleyebilmek için ellerimide kullanmam lazım,hemen arkadaşlar imdadıma yetiştiler; sevgili Oya çantasındaki bütün eşyaları sevgili Mustafa’nın sırt çantasına aktardı,benim kamerayı kendi sırt çantasına yerleştirdi.Fotograf makinamıda boynuma astım,çünkü soluklanma molalarında hemen birkaç kare görüntülüyorum.(Fotografları patikaturun web sayfasında da görebilirsiniz).Bu bölümden sonra ilerleyebilmek için artık herkes birbirine yardım etmek zorunda.Çıkılabilecek en üst noktaya geldiğimizde işte bu şelale görüntüsüyle karşılaştık.Burada biraz dinlendik,sonra inişe geçtik.Bu iniş her zaman çok keyifli oluyor.Kimi zaman ayaklarımızın üstünde kayarak iniyoruz,kimi zaman oturup kayıyoruz,kimisi koşarak iniyor.Bu koşarak inmeyi artık bende yapabiliyorum.Tabi genellikle dönüş yolunda yokuş aşağı olduğu için biraz sohbet edebilecek güç bulabiliyoruz kendimizde.Bizde sevgili Oyayla güzel bir sohbete daldık.

Kafeteryaya arkadaşlarımızın yanına geldiğimizde artık herkes acıkmıştı,yemeğimizi yemek için tekrar Cumalıkızık’a dönüyoruz.Kahvaltı yaptığımız yere gelince Cumalıkızık’ın bir kaç fotografını daha çekmek için on dakika ortadan yok oldum.Birazda bazı yerleri tek başıma dolaşmaktan çok keyif alırım bunlardan bir taneside Ayvalık-Cundaadasının sokakları.Kendi kendime hızlı bir küçük tur atıp eve geldim,kapının ipini çekip açtım nefis bir tarhana kokusu burnuma çarptı.Bir arkadaşım elime kızarmış ekmek uzatıyor bir diğeride bir tas tarhana çorbasını elime verip beni bir yere oturtmaya çalışıyordu.Herhalde çok üşümüş bir halim vardı.Tarhana çorbası olurda yanında turşu olmazmı oda düşünülmüş,tabakların içerisinde nefis karışık turşular.Üstünede leziz bir mantı yedik.Nasıl olsa bu günkü yürüyüş bitti.Bu saatten sonra artık sadece yenilecek ve içilecek.Spor yapmadığımız sürelerde sevgili İlkay ve Emrah sayesinde böyle yapıyoruz.

Yemeğimizi bitirip,bize bu lezzetli yemekleri hazırlayan hanımlarla vedalaştık.Şimdi Oylat’a gidiyoruz.Gece orada kalacağız,bu arada hava iyice kötüleşti,macera başlıyor.

Oylat;,Bursa’nın İnegöl ilçesine 27 km uzaklıkta,Bursa-Eskişehir yolu üzerinde.Oylat sapağından sonra yol sürekli viraj ve yokuşyukarı.Oylat denizden 840 metre yükseklikte.

Oylat sapağına kadar zincir takmak gerekmedi yol açıktı ama sapaktan sonra durum değişti.İlk virajda bir iki deneme yapıldı ama olmadı,zincir takmaya karar verildi.Dışarıdada okadar güzel bir kar varki,bende biraz yürümek için dışarıya çıktım.Bu arada bir otobüsün tekerleğine nasıl zincir takılır onuda öğrenmiş oldum.İçteki tekerlek takoz üstüne çıkartılınca dıştaki tekerleğin yerle teması kesiliyor,böylece zincir takabilecek aralık sağlanmış oluyor.Zincirlerde takıldıktan sonra yolumuza devam ettik.Emrah bir elinde telefon sürekli gideceğimiz otelle görüşme halinde,etap etap yol durumunu öğreniyor.Bize çıkamazsınız dedikleri yokuşları çıktık,virajları döndük.Yolları herzaman açık olsun,bu güne kadar Patikanın beraber çalıştığı beş tane kaptanla kilometrelerce yol yaptık.Hepsi mesleklerinin ustası kişiler.

Artık son köy Hilmiye’ye geldiğimizde,yukarıdan bir yerde durun ya minibüs yollayalım,birkaç seferde sizi taşır ya da traktör gönderelim dediler.Çetin kaptan ve Emrah traktör gönderilmesini istedi.Hilmiye köyü çıkışında beklemeye başladık çünkü artık gerçekten gidilemiyor.Bir anda tapede bir ışık göründü yol virajlı olduğu için traktörün ışığını takip edebiliyoruz.Traktör bir yandan yol açıp bir yandan yanımıza gelmeye çalıştı,sonra açtığı yolu biraz daha genişletmek için önümüzden gitmeye başladı.Her virajda Çetin kaptana moral alkışı gelmeye başladı.Bir yandan kar yağışı,bir yandan Çetin kaptanın usta şöförlüğü,bir yandan virajlar,yokuşlar,bir yandan moral alkışları.Ve işte son viraj, Oylat’ın ışıkları göründü.

Beş dakika sonrada Oylat’a varmış olduk.Teşekkürler Çetin kaptan,ayaklarına kollarına sağlık.

Otelimize yukarıda gördüğünüz asma köprüden geçerek ulaşılıyor.Okadar güzel bir manzarası varki.

Saat 21.30 da lokanta buluşmak üzere herkes biraz dinlenmek için odasına çekildi.Odalardan görünen manzarada çok güzel.Bence her mevsim çok güzel bir yer burası ama ben kar sevdiğim için görüntü dahada güzel geldi bana.

Oylat bir kaplıca bölgesi.Aslında arkadaşların çoğu biraz kaplıca keyfi yapmak istiyordu ama,akşam yemeğinin çok eğlenceli geçeceğinin duyumunu alınca herkes kaplıca fikrinden vazgeçti.

Oylattaki kaplıcaların tarihçesi hakkında çok fazla bilgi olmamasına rağmen,yakındaki Saadet köyünde bulunan bazı eserler Romalılardan beri kullanıldığı hakkında fikir veriyormuş.Günümüzde kadınlar hamamı olarak kullanılan eski hamamın duvar ve havuz mimarisi Roma dönemi havuzlarıyla benzerlik gösteriyormuş.Ayrıca Roma paraları ve küplerde bulunmuş.

Kaplıcanın birde efsanesi varmış;Bizans imparatorluğu zamanında bölgenin hakimi olan Tekfur’un çok sevdiği kızı amansız bir hastalığa yakalanıp yatağa düşmüş.Dönemin tüm doktorları toplanmış ama kızın derdine çare bulamamışlar.Ne yapacaklarını bilemeyen doktorlar kızcağızı gözden uzaklaştırmak ve başarısızlıklarını unutturmak için bu kaplıcaya göndermişler.”Öl yat” deyip kızı burada bırakıp gitmişler.Ne varki kız buranın sularıyla yıkanmış ve iyileşmiş.O gün bugündürde bu kaplıcanın şifa dağıttığına inanılırmış.

Efsanesi bu şekilde bilimsel açıklamasıda şu şekilde.Oylat kaplıca suyu oligometalik kalsiyum sülfatlı ve radyoaktif sıcak sular gurubuna dahilmiş.Su çeşitli kaynaklardan geliyormuş.En önemlisi eski hamamın üst kısmından gelen ve debisi dakikada 3 bin litre olan su damarıymış.Bu su;nefrit,kısırlık,romatizma,idrar yolları hastalıklarına iyi geliyormuş.Radyoaktif özelliğide kan basıncını düzenlediği için tansiyon hastalığına iyi geliyormuş.

Yemekte buluştuğumuzda,Apaçi gurubu yemeklerini yemiş bizi bekliyordu.Yemek olarakta sıcacık ezogelin çorba,ilk defa yediğim ve tadı hala damağımda olan kiremitte kurufasulye,inegöl köfte ve salata vardı.İki arkadaşımızında doğum gününü kutladık.Sevgili İlkay ve Emrah yine hiç bir şey unutulmamış.Arkadaşlarımızın pastaları bile vardı.Siz inanılmaz iki kardeşsiniz.Yolunuz açık ve herşey gönlünüzce olsun.Siz bunu hakediyorsunuz çünkü.

O gece eğlence ve sohbet sabah 03.30 a kadar sürdü,aslında hiç bukadar uzatmayız ertesi gün yürüyüş var diye ama bu sefer böyle oldu.

Sabah 07.00 de kalkıldı.Sevgili Emrah ve Serhat bizim için nefis bir kahvaltı hazırlamış.Ellerinize sağlık,yine yok yoktu kahvaltıda.

Bu günde Oylat’taki şelaleye yürüyeceğiz.Kar hala yağıyor.Yürüyüşe katılacaklar hazırlandık,kimiside bu gün kaplıca keyfi yapacak.

Biz çıktıktan sonra otelin diğer müşterileri ve otel görevlileri bizim şelaleye kadar gidemeyeceğimizi söylemişler.Herhalde bunu söyleyenler Emrah’ı tanımıyorlar.(Bu arada Oylat’a yirmi seneden beri ilk defa bukadar fazla kar yağıyormuş).Karşıdaki otelin önünden geçerken bir anda camdan bize bakan bir sürü insan gördüm.Giriş katındaki salonda ne kadar insan varsa hepsi camın kenarına gelmiş meraklı gözlerle bizi seyrediyorlar.Arka arkaya sıralanmış yirmibeş kişi sırtlarında çanta,ayaklarında tozluklar,üstlerinde montlar kimse burnunu dışarıya çıkartamazken,Oylat’ı Bursa’ya bağlayan karayolu kapanmış bir havada bu insanlar ne yapmaya gidiyor diye bakıyorlardı herhalde.

Zorlu olmakla birlikte bir okadarda keyifli bir yürüyüş yaptık.Bir ara karşı tepeden karlar kaydı,sadece tek ayağımızın sığdığı patikalardan yürüdük,derelerden geçtik,bir kaçımız suya batıp otele dönmek zorunda kaldı,devrilmiş üzerinede bolca kar yağmış ağaç gövdelerinin altından geçtik,susayıp kar yedik,kendine yol bulup karların arasından akan kaynak sularından içtik.

Yorulduk,zorlandık ama neticesinde bu güzelliği görebildik.Zaten dönüş yolu çok neşeli geçecek bunu biliyoruz.

Otele ulaştığımızda bizim gerçekten şelaleye gidip döndüğümüze inanamadılar.Üstüne birde yine plastik küreklerimizle otelin önündeki yokuştan kayarak eğlendik.Ama aslında o yokuş diğer otelin yoluymuş,biz kaya kaya cam gibi bir hale sokmuştuk,hemen elimizdeki küreklerle insanların zorlanmadan yürüyebilmeleri için tırtıklar yaptık,üstünüde karla kapladık.Zaten artık bir an önce yemeğimizi yiyip yola çıkmamız lazım.

Lokantaya girdiğimde kırmızı kırmızı yanaklarla bana bakan diğer arkadaşlarımı gördüm.Kaplıca suları şifa vermiş arkadaşlarıma.

Yemeğimizi yiyip bavullarımızı aldık otobüse yerleştik ama gidemiyoruz.Oylat yolunun girişinde bir otobüs kaymış.İnegöl ilçesi kaymakamıda bizim konakladığımız oteldeydi.Sayın başkan ve eşiyle sohbetler ettiydik.Kayan otobüsün haberini alınca bizi hemen durdurdu,yola çıkmayın aşağıda beklemek zorunda kalırsınız dedi.Kendiside hemen gerekli işleri yapmak için olay yerine gitmiş.Bizde başka bir otelde biraz çay kahve molası yaptık.İki buçuk saat sonra yolun açıldığı haberi geldi.Bu arada televizyondan Edirne yolunun,Bursa-Yalova arasının,Bursa-Ankara yolunun kapandığını öğrendik.

Biz yola çıktık tabi kaç saatte İstanbul’a ulaşırız bilemediğimiz için biraz çikolata,şekerleme,su alışverişi yaptık.Yine traktör eşliğinde Oylattan inmeye başladık bazı yerlerde traktörün bizi çekmesi gerekti.Artık son virajdaydık,tekerleğimiz kara gömüldü.

Emrah’ın bir traktör daha bulma çabaları,Çetin kaptanın usta şöförlüğü sayesinde sonunda bu virajıda aldık ve ana karayoluna ulaştık.

İstanbul’a kadar kapalı yol yoktu.Gece 02.00 da İstanbul’a ulaştığımızda Anadolu tarafında müthiş bir kar yağışı vardı.Boğaz köprüsünden geçerken,görüş mesafesi oldukça açıktı.

Umarım bu yağan karlar,İstanbul’un susuzluğuna çare olur.

Sevgili İlkay ve Emrah Özkök kardeşler,bizlere yine dopdolu,harika bir haftasonu yaşattınız.Sevgili İlkay bizlerle olamamana rağmen telefonlada olsa her an yanımızdaydın.

Bir kez daha her şey için çok çok teşekkür ediyorum.

Reklamlar
Bu yazı Arşiv:Gezi içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to Cumalıkızık’tan Oylat’a

  1. yaren dedi ki:

    çok güzel yer yazın gittim kışında gitmek isterim

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s