Beypazarı’ndan Seben’e

Günlüğümün 01.03.2008 tarihli sayfasından,

Patikaoutdoor olarak geçtiğimiz haftasonu gerçekleştirdiğimiz Beypazarı’ndan Seben’e parkurumuz Cuma gecesi saat 24.00 de Bakırköy’den ilk katılımcıların alınmasıyla başladı.Taksim,Beşiktaş,

Yıldız,Kadıköy’den de son katılımcıları aldık ve yola çıktık.

Kadıköy’den aramıza katılan arkadaşlardan üç tanesi sevgili Arzu,Sevgi ve Sebahat o akşam bir de tiyatro ziyafeti çekmişler kendilerine.Bizlere seyrettikleri eseri anlatmaya başladılar,oldukça güzel saatler geçirmişler her hallerinden belli.İşin içine bir de sevgili Sebahat’in hiperaktif kişiliği girince tiyatroyu bizde seyretmiş kadar olduk.Kadıköy’den uzun zamandan beri görüşemediğim sevgili Şehnaz ve Nazmiye hanımlarda aramıza katıldı.Kurban bayramında yürüdüğümüz Toroslar parkurunda tanışmıştım kendileriyle.Bir de benim için yeni, patika için eski (on seneden bu yana patika ile yürüyorlarmış) sevgili Güneş ve Suzan hanımlarla tanıştım.Güneş hanımın adını İlkay ve Emrah’tan sürekli duyuyordum zaten.

Tuzla’ya geldiğimizde İlkay’dan üzülerek ayrılmak zorunda kaldık (neyse bu kadar kısa da olsa İlkayla hasret gidermiş olduk ) oda pazar günü başka bir parkura öncülük edecek.İlkay’a güle güle deyip Emrah’a hoşgeldin dedik.Yine aracın bagajına bir sürü şeyler yüklendi.Saat geceyarısı 01.30 inanılır gibi değil yine bir şeyler yiyeceğiz anlaşılan.Yok artık ben bu saaten sonra hiç bir şey yemem,zaten hiç açta değilim diye düşünüyorum ama;Körfez’de mola yerinde durup paketler açılınca herzaman olduğu gibi kendimi tutmam imkansızlaşıyor.Özkök kareşlerin sevgili annelerinin ne kadar nefis yemekler yaptığını,ne kadar misafir sevdiğini çok iyi biliyorum.Bu paketlerden çıkanlarda bunun teyidi oldu.Ağızda dağılan nefis börekler,taze yaprakla sarılmış zeytinyağlı dolmalar,köy yumurtasıyla hazırlanmış kırmızıya yakın şeker kıvamı tam kararında bir tepsi revani.Tabiki bu kadar leziz şeyleri görüpte yememek biraz zor.

Beypazarı’na İstanbul’dan gelmek isteyenler İzmit-Sakarya-Bolu-Mudurnu-Nallıhan-Beypazarı ya da İzmit-Sakarya-Akyazı-Dokurcu-Taşkesti-Mudurnu-Nallıhan yoluyla ulaşabilirler.Biz bu ikinci yolu tercih ettik.Trafik oldukça seyrek;Akyazı’dan saptıktan sonra Beypazarı’na ulaşana kadar karşı yönden sadece üç adet araç geldi.Yol bazı bölümlerde oldukça virajlı (dikkatli kullanmak lazım) ama manzara harika,uzun bir süre nefis bir dolunay eşliğinde yol aldık.Dışarıdaki ısı eksi 3,5 ile eksi 8 derece arasında gezindi.Bir ara yoğun bir sisle karşılaştık.Uzaktan Beypazarı’nın ışıklarını görmeye başlamıştıkki günde kızıl ışıklarıyla ağarmaya başladı.

İzmir’den gelecek olanlar içinde şöyle bir yol öneriliyor:Turgutlu-Salihli-Kula-Uşak-Gediz-Kütahya-Eskişehir-Polatlı-Ayaş-Beypazarı.

Saat 06.00 da Beypazarı’na ulaştık.Kahvaltımızı yapmak için üç katlı bir konağa konuk olduk;Konak Münsür (fotograftaki konak).

Yörenin ileri gelenlerinden biri olan Hamide Hatun tarafından yaptırılmış olan bu konak 300 yıllık bir geçmişe sahip.Yaklaşık 200 yıl önce yaşanan büyük Beypazarı yangınında konağın büyük bir bölümü yanmış ve aslına uygun olarak restore edilerek günümüze kadar ulaşması sağlanmış.

Yıllarca bu konakta yaşayan Hamide Hatun konağını devlete hibe etmiş bu hibeden dolayıda “iyilik sever” anlamına gelen “münsür” lakabı ile anılmaya başlamış.

Konak üç kattan oluşmakta;giriş katı taş bir yapıya sahip.İkinci ve üçüncü katlar ise ahşap.Giriş katı hayat ve mahsen olmak üzere iki bölümden oluşmakta.İkinci katta hizmetlilerin odaları ve mutfak,üçüncü katta aile fertlerinin odaları ve misafir odası bulunmaktaymış.

Konağın bir özelliğide;Beypazarı’ndaki konaklardan İnözü Vadisine doğru uzandığı söylenen üç tünelden birine sahip olmasıymış.

Kahvaltımızı;Beypazarı kurusu (un ,süt ve bol tereyağı ile yapılan galeta dilimleri şeklinde kesilmiş onun kadar sert olmayan yerken müthiş keyif alınan ,tereyağlı olduğu için yedikten sonra pişmanlık duyulan bir lezzet),susamsız simit,soba üzerinde kızartılmış buram buram kokan ekmekler eşliğinde yöresel ürünlerle yaptık.Tabi pekmezlerin,balların,reçellerin ve kuşburnu marmeladının tadına bakılmasıda ihmal edilmedi.Nede olsa zorlu bir yürüyüş bizi bekliyor…

Yürüyüş öncesi iki saat dinlenme süremiz var ama ben yine tek başıma bu eski evlerin bulunduğu sokaklarda kaybolmak ve fotograf çekmek istedim.Bir saat kadar ara sokaklarda dolandıktan sonra çarşıya indim,müzenin açılmasına daha var.

Çarşı içinde eski bir yapının fotografını çekmeye çalışırken,bir şey dikkatimi çekti biride benim fotografımı çekmeye çalışıyor.Bu bizim sevgili hiperaktif Sebahatten başkası değil yanında da Nihat var.Çarşıyıda beraber dolaştık,dükkanlar tek tek açılmaya başlıyor.Kapısının demir parmaklıklarını açan esnafa birerbirer hayırlı işler diledik.Bir yandan da aklım müzede açılma saatine az kaldı.Sebahat ve Nihat’da bana arkadaş olacaklar müze için.Tam hadi artık müzeye gidiyoruz dedim gözüm bir yazıya takıldı “meşe odunu ateşinde kahve ve çay”.Kahveye hiç dayanamam,kimbilir meşe odunu ateşinde nasıl olur?Bakalım müze sonrası bunun için vaktimiz olacakmı?

Müzenin adı Kültür evi olarak geçiyor.

Konak;Nurettin Karaoğuz tarafından bağışlanmış 1996 yılından itibaren “Beypazarı Tarih ve Kültür Evi” olarak kullanılmaktaymış.Beypazarı kültürünü yansıtan eserlerin, kıymetli madenlerin, antika eşyaların ve Beypazarı tarihine ışık tutan tarihi belgelerin sergilendiği Kültür Evi; görülmeye değer bir Beypazarı mirası.

Müze ziyaretini bitirdiğimizde diğer arkadaşlarla buluşma saati gelmişti.İnanılmayacak bir şey ama Emrah beni görür görmez,sen mutlaka keşfetmişsindir hadi bizi kahve içebileceğimiz güzel bir yere götür dedi.Meşe odununda kahveye nedersiniz diyince bir anda gruptan sevinç sesleri yükseldi.Kahvehanenin duvarına bitişik küçük hasır tabureler ve sedirlerde yerimizi aldık kahvelerimizi beklemeye başladık.Bu arada diğer arkadaşlara müzeyi anlatıp mutlaka ziyaret etmelerini önerdik.

Kahvelerimizi keyifle ve bol sohbetle içtikten sonra artık yürüyüşe başlama saatimizin geldiğini hatırladık.Çarşının içincen geçerken havuç lokumu ikram eden esnafada yürüyüşe gittiğimizi ama yarın mutlaka geleceğimizi söyledik.(Ülkemizdeki havuç üretiminin %60’nı Beypazarı karşılıyormuş,havuç lokumuda Beypazarının özel tadlarından bir tanesi).

Alaattin sokaktan dümdüz yokuş yukarı çıkıp evlerin arasından sağa kıvrılarak yukarıda bir kısmının fotografını gördüğünüz İnözü vadisine doğru yol almaya başladık.

Beypazarı’nın kuzeyinde bulunan İnözü Vadisi, doğal bitki örtüsü ve kültürel kalıntıları ile oldukça zengin bir görünüme sahip. İki tarafı gayet dik ve balık sırtı yükselen, İnözü Çayı’nın aşınmasıyla meydana gelen dar bir vadi. Bu vadinin her iki tarafından üzerine çıkılması çok zor kayalıklar içine oyulmuş, batı yamaçları çok katlı görünümünde birçok mağara mevcut. Vadinin dik olan doğu ve batı yamaçlarındaki mağaraların bir bölümü çok yükseklerde bulunduğundan ziyaretleri çok mümkün değil. Bu mağaraların eski çağlarda yapıldığı ve mesken olarak kullanıldığı zannediliyormuş.

Henüz arkeolojik bir araştırma yapılmayan bu mağaralar birbirinden kaya duvarlarla ayrıyor ve geniş pencereleriyle vadiye açılıyor. Alt bölümdeki mağaraların dış yüzeyinde taştan örülmüş duvar kalıntıları varmış. Mağaraların iç yüzeylerinde yer yer sıva izlerine rastlanmış. Yamaç eteklerinde olan ve görülebilen oyukların mezar anıtı ve erken Bizans Devri’ne ait ayinlerin yapıldığı kaya kiliseleri olarak düzenlenmiş olduğu da düşünülmekteymiş.

2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası kapsamında kalan kaya mezarları ve kaya kiliseleri arkeolojik sit, vadi tabanındaki bağlık alanlar ise doğal sit olarak koruma kapsamına alınmış.

İnözü vadisi için hazırlanmış afişlerde şu bilgiler yazıyor “Beypazarı’nın yanıbaşında yer alan İnözü vadisi,akbaba ve doğan gibi yırtıcı kuşların yuvalarını ve kur danslarını izleyebileceğiniz,renkli kelebeklerin etrafınızda uçuştuğu ve dünyada yalnızca bu yörede yaşayan bozkır çiçeklerini görebileceğiniz bir önemli doğa alanı.100 den fazla kuş ve 60 dan fazla kelebek türünün ortak yaşam alanı.Karaleylek,küçük akbaba,bıyıklı doğan,gökdoğan ve angıt gibi nesli tehlike altında olan kuş türlerinin önemli üreme alanı.Akbaba,dağan,şahin ve kuzgun gibi yırtıcıların bir arada yuvaladığı tek alan”.

Mevsim itibariyle olsa gerek bunların hiç birini göremedik ama yinede oldukça etkileyici görüntülerle karşılaştık.Rüzgar ve yağmurun etkisiyle aşınmış rengarenk kayalıklar,yürüdüğümüz toprak üzerinde rengarenk kristalimsi muhtelif taşlar,uzaklarda kayak merkezi Kartalkaya’nın karlı görüntüsü,havada yürüyüş için oldukça uygundu.

İnişe başlayınca güneş almayan bölümlerde karların üzerinde yürümeye başladık.Çok hoş bir parkuru tamamlamış olduk.

Şimdi artık güzel bir yemeği hak ettik.İndiğimiz yer Kıbrıscık yolu mevkii.Kocaman ceviz ağaçları arasına hoş bir şekilde inşa edilmiş Cevizlibağ konaklama ve dinlenme tesislerine ulaştık.

Yorgunluğumuzu ilk olarak sıcacık ev yapımı tarhana çorbasıyla attık.Arkadan

yöresel mutfağın en özel yemeklerinden biri olan toprak kaplar içinde taş fırınlarda pişirilerek,yine toprak kaplarda servis edilen Beypazarı Göveci;pirinç,et ve muhtelif sebzelerle yapılıyor.Yanında ağızda eriyen incecik,kadife gibi taze asma yaprağına sarılmış dolmalar.Beypazarı havucununda olduğu mevsim salatası.Üzerinede ağızlarımızı tatlandırmak için “Höşmelim” tatlısı.Un,süt,kaymak,tuz,yağ,şekerden oluşuyormuş.Hazırlanması oldukça zahmetliymiş ama yolunuz bir gün Beypazarı’na düşerse bu tatlıdan tadmadan sakın dönmeyiniz.

Şimdi Çayırhan’a gidiyoruz.

Çayırhan;Ankara’ya 120 km, Beypazarı’na 23 km, Nallıhan’a 35 km uzaklıkta ve Nallıhan’ın en büyük beldesi.1956 yılında Sarıyar Barajı Gölü suları altında kalan Çayırhan şimdiki alana yerleşmiş.Çayırhan’daki tarihi han kalıntıları da sular altında kalmış.Denizden yüksekliği 500 metre olan olan Çayırhan Soltaboğazından başlıyarak göl alanı ve çevresi çok ilginç yer şekillerinin oluştuğu güzelliklerle eşine ender rastlanan bir doğa harikası.Kat kat yeşil, kırmızı, mavi, sarı, gri renkleriyle adeta birer gökkuşağını andıran irili, ufaklı tepeler görenleri büyülemekte (bunlardan bir tanesini yukarıdaki fotografta görüyorsunuz,sanki ebru yapılmış gibi değilmi?)

Nefis görüntüler veren bu doğa harikası gölün kıyısında uzun bir yürüyüş yaptık.Havanın ve suyun durgunluğu,etrafın sessizliği ruhumuzun dinlenmesini sağladı.

Güneşi gölde batırıp tekrar Beypazarın’a döndük.Bir konağa sığamadığımız için iki ayrı konakta konaklamak zorunda kaldık.Bizim konakta dört odamız vardı.Odalar tamamen eski Osmanlı mimarisine uygun olarak hazırlanmış.Odalarda dolap şeklindeki banyolardan bile var.Odaların ısıtılması sobalarla sağlanıyor.

Saat 20.30 da sabah kahvaltısını yaptığımız Konak Münsür’de buluşacağız.Bizim konaktakiler biraz erken hazırlandığımız için,yemek yiyeceğimiz yere önceden gittik.Yemeğimizi hep birlikte yemek için diğer arkadaşları beklemeye başladık ama çokta acıkmıştık.Arkadaşlardan biri sessizce soba üzeriden ekmek kızartmaya başladı,hem sohbet edip hem ekmekten ufak parçalar alıp üzerine karabiber tuz ekerek yiyordukki,bir anda cebimde kekik olduğunu hatırladım (sabah müzeye giderken muhtelif otlar satan bir teyzeden satın almıştım,montumun cebinde unutmuşum).Ekmeklerin üzerine kekiğide ekince,her kes bu lezzetli kekiği nereden bulduğumu sormaya başladı.Yarın hepinizi götüreceğim,bende alacağım tekrar dedim.Biz tuzlu,karabiberli,kekikli ekmeklerimizi yerken diğer arkadaşlarda gelmeye başladı.

Yemek menümüzde;tarhana çorbası,mantı,Beypazarı mumbarı,salata ve 80 katlı baklava var.Bir yandan bu leziz yiyeceklerin tadına vararak bir yandan da sohbet ederek yemeğimizi yedik.

Şimdi sıra biraz müzik dinleyip eğlenmekte;bunun için Bağevine konuk olduk.Canlı müziğin yanısıra,misafirlerinde katılımıyla bazı gelenekler canlandırılıyor.O gece kına gecesi yapıldı.Sevgili hiperaktif Sebahat gelin,Hülya hanım kayınvalide,Sevgi ile Arzu’da gelinin arkadaşları rolünü üstlendiler.

Artık biraz uyuyup dinlenmek,güç toplamak lazım yarın Seben’de zorlu bir parkur bekliyor bizi.

Yöresel ürünlerin bulunduğu güzel bir kahvaltıdan sonra,herkesi mor kekik ve diğer ürünlerden satın almaları için bir gün önce tanıştığım teyzeye götürdüm.Sonra yine geleceğiz diye söz verdiğimiz havuç lokumu yapan şekerciye alışverişe gittik.

İşi biten arkadaşlarla birer sabah kahvesi içip diğer arkadaşları beklemeye,Beypazarı’nda son fotografları çekmeye başladık.

Artık Seben’e doğru yol alma vakti geldi.Seben’de Muslar Kaya evlerinin bulunduğu Muslar vadisine gideceğiz.Yürüyüşe başlayacağımız yerde bir levha üzerinde şöyle bir yazı vardı:

MUSLAR KAYA EVLERİ

Seben ilçemizde birbirine yakın aralıklarla kayalara oyularak yapılmış çok evden oluşan küçük yerleşimler bulunmaktadır.Bu evlerin ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmemektedir.Bölgenin M.Ö.1200 yıllarında boğazları geçerek Anadoluya saldıran Firikler tarafından işgal edildiği sanılmaktadır.Burada bulunan evler birer Firik evleridir.Sarp kayalıklara ve vadi yamaçlarına oyulmuş bu mağaralar, küp biçiminde olup muntazam merdivenlerle birbirine bağlanmış 4-5 katlı binalar şeklindedir.Bu kaya evleri Orta Bizans dönemi (842-1204) sonuna kadar kullanıldığı sanılmaktadır.

Burada bulunan kaya evler iki derin vadi arasında yüksek bir kaya kütlesi üzerinde kurulmuştur.Asıl yerleşimin bulunduğu kesim nispeten düzlük olup kayalıkta peri bacaları oluşmuştur.Evler bu kayalar üzerine oyularak yapılmıştır.Büyük çoğunluğu güneye bakan evlerin ısınmak,güneş ışığından daha iyi yararlanmak için batıya dönük olanlarıda vardır.Muslar’da 100-160 civarında kaya ev bulunmaktadır.Eteklerde yer alan evler daha basittir.Kaya kitlesinin üzerinde bulunan evler üstüste ve yanyana 2 li ve 3 lü odalar halinde sıralanmıştır.Odaların büyük çoğunluğu kare veya dikdörtgen planlı,tek oda şeklindedir.Evlerden bir tanesi diğerlerine göre daha geniş,vadiye hakim bir konumda oyulmuştur.İçersinde bir niş,kandil ve meşale delikleri bulunmaktadır.Bazı odalarda yuvarlak ağızlı,içi sıvalı büyük kuyular bulunmaktadır.Bu kuyuların erzak deposu olabileceği tahmin edilmektedir.Yerleşim yerinin batısında bağımsız olarak yapılmış kaya evleri ibadet yeri olarak kullanıldığı sanılmaktadır.Burada sekiz adet sarnıç bulunmaktadır.Bu sarnıçları besleyen akarsu bulunmamaktadır.Sarnıçların düşman saldırısında kar ve yağmur sularının biriktirilerek kullanıldığı sanılmaktadır.Yerleşim yerinin orta kesiminde yer alan en büyük sarnıç genel ihtiyaca yöneliktir.

Biz bu anlatılanların hepsini tırmandığımız fotografını gördüğünüz dağın tepesinde gördük.Görsel bakımdan oldukça keyifli bir parkurdu.Bir kaç mevsimi bir arada yaşadık.Kimi yerde sapsarı Çiğdemler açmıştı,kimi yerde henüz erimemiş karların üzerinden yürüyerek geçtik,kimi yerde dondurucu derecede soğuk rüzgarın etkisinde kaldık.

Dönüşte hepbirlikte yiyeceklerimizi hazırladık;mangalda sucuk,domates,biber,revani.Kimimiz kendi başına akan suyun altında domatesleri yıkadı,kimimiz ateşi yakmaya çalıştı,hiperaktif Sebahatimizde kolay yiyebilelim diye domatesleri dilimledi.Teşekkürler Sebahatciğim,ellerine sağlık:)

Artık dönüş için yola çıkma vakti.Yine herzamanki gibi akşamın alacakaranlığı ile birlikte her kese bir hüzün çöktü.Günü birlik gezilerde bile birbirimizden zor ayrılıyoruz,bu iki günlük gezilerden sonra birbirimizden ayrılmak gerçekten dahada zor oluyor.

Yine dopdolu bir haftasonu yaşamış oldum.Başta İlkay-Emrah Özkök kardeşlere ve Hamit kaptana teşekkür ediyorum,yine herşey kusursuzdu.Sonrada bu geziye katılan yürekleri sevgi dolu arkadaşlarıma teşekkür ediyorum,bu gezi hepbirlikte çok güzeldi.Daha nice yeni parkurlarda beraber olmak dileğiyle.

Reklamlar
Bu yazı Arşiv:Gezi içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s