Samanlı Dağları’nda Kar Yürüyüşü

Günlüğümün 14.01.2008 tarihli sayfasından,

13 Ocak 2008 Pazar günü 60 kişiyle İzmit;Yuvacık,Ayıtepe (şimdilerde adı Aytepe),Soğukpınar,Şahintepesi kayalıkları,Menekşe yaylası,Kirazlıdere,Servetiye köyü parkurunu gerçekleştirdik.

Havanın pırıl pırıl güneşli olması katılımcılara ayrı bir enerji veriyordu.Tüm gün bir şölen havasında geçti.

Gün saat 06.30 da ilk katılımcıların Bakırköy/İncirliden alınmasıyla başladı,saat 07.00 de Taksim AKM önünden ,07.30 da Kadıköy evlendirme dairesinden (tabi yol güzargahı üzerindeki ara duraklardan da araca binme imkanı oluyor) ,Göztepe ve Bostancıdan da katılımcı arkadaşlarımızı alarak yola koyulduk.

Körfez mevkiinde vermiş olduğumuz molada sevgili İlkay Özkök’ün sevgisini katarak hazırladığı leziz yiyeceklerimizle kendimize sabah ziyafeti çekmiş olduk; kalem gibi sarılmış zeytinyağlı dolmalar,incecik açılmış su börekleri,arka bahçeden toplanmış kadar taze ıspanaklarla hazırlanmış el açması börekler,tadı damağımda kalan kakaolu,fındık ve cevizli kek.Bu leziz yiyecekleri yedikten sonra tekrar yola çıktık.

İzmit’i geçtikten sonra Gölcük-Bursa yoluna girdik,Gölcük yolu üzerinden Yuvacık sapağından girdik yol kimi zaman kıvrılarak kimi zaman düz,güneş almayan bölümleri buzlu,Yuvacık barajı solumuzda kalacak şekilde devam etti.Yuvacık beldesi İzmit’e 12 km mesafede.Yuvacığın tarihi çok eski dönemlere dayanmaktaymış,Osmanlı imparatorluğunun son dönemlerinde Körfezin doğu ucundaki yerleşim yerlerinden biriymiş ve eski adı Ovacıkmış.Buraya ilk göçler Karadeniz ve Kafkasya’dan olmuş;bundan dolayıda yöresel mutfaklarında Karadeniz yemekleri oldukça önemli bir yer tutuyormuş.Bu lezzetli yemeklerden bir kaç örmek vermek istiyorum;karalahana yemeği ve çorbası,mısır ekmeği,hamsili ekmek,turşu kavurma,tomari kavurma,mısırekmekli yoğurt,mıhlama.

Beldede genellikle tütüncülük,ormancılık,kozacılık,arıcılık,küçük ve büyükbaş hayvancılık,sebze ve meyvecilik ve bunun yanısıra tarım arazilerinin bol olması nedeniylede buğday,arpa,yulaf ve mısır üretimi ile uğraşılmaktadır.

Yuvacık barajını biraz geçmiştikki bizden önce parkur keşfi için gelen arkadaşlardan bir tanesi sağda bir yer gösterdi ve yemeğimizi orada yiyecegimizi söyledi.Hiç birimiz aç olmadığımız halde hemen tesisin kapısında yazan yiyecekleri konuşmaya başladık.Ben dahil bir kaç arkadaş Karadenizliyiz çünkü.Karadenizli olmayan ve sözkonusu yiyecekleri daha önce tadmamış arkadaşlara bizler ballandıra ballandıra anlatınca araçta birden bire bir hareketlilik oldu.Ama tabiki önce sporumuzu yapmalıydık,bu güzelim bol güneşli kış gününde doğayla bütünleşmeliydik.

Biraz daha yokuş yukarı çıkıp Servetiye köyü’nün Yuvacık barajı üstü mevkiine ulaştık.

Burada tozluklarımızı takıp,gerekli eşyalarımızı sırtçantamıza yerleştirip hazırlanmak için on dakikamız vardı.

Kar yürüyüşü için gerekli olan su geçirmez boğazlı yürüyüş ayakkabılarımız ayağımızdaydı,yedek ayakkabı,yedek çamaşırlar,orta boy bir fener,matara,yedek pil sırtçantalarımızdaydı,pantalonlarımız su geçirmez cins kumaştandı,polar türü üst kıyafet ve kar montları giymiştik,kar yürüyüşü için mutlaka gerekli olan tozluklarımızıda giydik.Artık tamamen hazırdık.

Bu levhanın olduğu yere kadar yokuş yukarı,kimi zaman buzlu ,kimi zaman karlı zemin üzerinde yürüyerek geldik,hem yokuş çıkmaktan hemde havanın müthiş derecede güneşli olmasından dolayı tabi herkesin kar montları çıktı.Bundan sonrası birden bire oldukça neşeli bir hale büründü.

Gördüğünüz levhanın sağından doğru kendimizi aşağıya bıraktık (aslında mola vereceğimiz Soğukpınar’ın kaynağının bulunduğu Veysel amcanın yerine kadar döne döne giden bir araba yolu var ama biz bu türlüsünü tercih ettik) kimi yerde dizlerimize kadar kara gömüldük kimi yerde kar üstüne oturarak kayarak indik (hatta bir yerde dikenli bir sarmaşık bacağıma dolandığı için mahsur kaldım ,bir süre ayağa kalkamadım arkadaşlardan biri Ender’in bu halde yerlerde yuvarlanırken fotografını çektim ama neden hala ayağa kalkmıyor diye düşünüyormuş.Neyseki çantalarda küçük çakılar taşıyoruz,dikenli sarmaşığı kestikte kurtuldum,nasılda sıkı sıkı sarılmış toprağa,hayata…. )Bazende halimize gülmekten yürüyemez hale geldik.Araba yolu döne döne aşağıya indiği için kimi zaman araba yolunu enine keserek geçmek zorunda kaldık.Tabi arada köylere ya da Veysel amcanın yerine gitmekte olan avcılar geçiyordu yanımızdan jeepleriyle.Bizleri görünce yüzlerinin aldığı ifadeyi unutamıyorum.

Aşağılara indikçe büyük bir gürültüyle akan Soğukpınarın sesini duymaya başladık.

Burası Soğukpınar’ın kaynağının bulunduğu Veysel amcanın yeri.Hava çok soğuk olmamasına rağmen sıcak birer çay hepimizin çok hoşuna gitti.Nede olsa karla boğuşmaktan,karda yatıp yuvarlanmaktan,bata çıka yürümekten yorulmuştuk tabi.

Çayımı tam bitirmiştimki sevgili grup liderimiz Emrah ,Ender fenerini al beni takip et dedi (biraz meraklı bir kişiliğim vardırda,birde fotograf çekmekten çok hoşlanıyorum.İşte gündüz yapılan yürüyüşlerde fener böyle yerlerde lazım oluyor.Tabi bazende yürüyüş gece karanlığında bitebiliyor).Demir bir kapıyı açtıkki içeride oldukça büyük bir güçle akan suyla karşılaştım.Suyun üzerine yürümek için bir boş bir dolu şeklinde merdiven basamağı genişliğinde,betondan basamaklar yapmışlar.Ben feneri karanlığa doğru tuttum ama bir şey göremiyordum çünkü bulunduğum yer oldukça aydınlıktı.Ben bir şey göremiyorum dedim.Meğer suyun kaynağına kadar yürüyecekmişiz.Sağ elimle duvarı tuta tuta destek alarak yürümeye başladım.Duvar dediğim insan yapımı duvar değil tabiki,bu yürüdüğümüz yer dağın derinliklerine doğru doğal olarak açılmış olan bir tünel dolayısıylada destek aldığım dağın ta kendisi, bir de tam bir adım önümde yürüyen,bana her parkurda güç ve güven veren bazı yersiz korkularımı yenmeme yardımcı olan Emrah Özkök.İlerledikçe suyun sesi ve akış hızı daha da arttı,destek aldığım dağın duvarları kimi yerlerde kaya kimi yerlerde toprak ve çamurdu.Sonunda suyun kaynağına geldik.Pencere gibi kare bir delik açılmış oradan suyun çıkışını seyredebiliyorsunuz.Artık su sesinden başka hiç bir şey duyulmuyor.Bu noktada bağırarak konuşsanız bile duymak mümkün değil.Doğanın ve suyun gücü geçerli bu noktada.Tabiki dönüş her zaman olduğu gibi kısa sürdü.İçerinin karanlığından sonra dışarının güneş ve kar aydınlığı gözleri oldukça kamaştırıyordu.

Kaynağı görmek için içeriye giren diğer arkadaşlarda aydınlığa çıkınca Şahin tepesi kayalıklarına doğru yola çıktık

Bu fotografı Şahintepesi kayalıklarından çektim.Aşağısı Soğukpınar kanyonu ama etraf kar kaplı olduğu için bastığım yerin altının ne olacağını bilemediğimden daha ileriye gidip kanyonun derinliğini çekemedim,ama bu görüntüde insana bir fikir veriyor diye düşünüyorum.

Veysel amcanın yerinden buraya gelene kadar oldukça dik yokuş ve dar patikalardan geçerek geldik.İlk defa yorulduğumu hissettim,nefes nefese kaldim,arada su yudumladım,arada soluklanmak için durdum ama yinede başardım.Bu arada bu kadar zorluğa rağmen etrafın güzelliğini seyretmekten kendimi alamadım.Etraf bembeyaz,kimi yerden karlar arasından incecik dal bile denemeyecek incelikte uzantılar çıkmış,doğa yeniden uyanıyor gibi bu dalların üzerinde dantel gibi incecik yaprak uzantıları,kimi yerlerde kayaların üzerinde yeşil yosunlar,kimi yerde incecik akan sular,bu sulara düşmüş dal parçalarında buz tutmuş sarkıklar,üzerinde açmaya hazırlanan tomurcuklar dolu orman gülleri ve kayın ağaçlarıyla doluydu.

Şahintepesi kayalıklarına geldiğimizde fotograf çekmeden önce biraz dinlenmek zorunda kaldım nefesimi düzeltmek için,aksi taktirde fotograflar titremiş çıkacaktı.Burada bir süre dinlendik,etrafın güzelliğini seyrettik.Biraz daha yürüyecektik,artık gelemeyecek olan bir kaç arkadaşı yardımcı rehberlerimizden bir tanesi Veysel amcanın yerine geri götürdü.Biz yolumuza devam ettik,yürüdüğümüz yol artık daha geniş ve daha tatlı bir eğime sahipti.Ama yine karlara bata çıka yürüyorduk.

Artık geri dönme noktasına geldiğimizde hiç birimiz yerimizde duramıyorduk.Emrah normal geldiğimiz yoldan mı dönelim yoksa bol kardan atlaya zıplaya kayarakmı inelim diye teklifte bulununca;sanki hepimiz sözleşmiş gibi kayarak inelim diye seslendik.İşte o dakikadan sonra hepimiz birer çocuk haline dönüştük.Kimimiz kayarak,kimimiz uzun adımlar atarak,kimimiz yuvarlanarak,kimimiz kanguru yürüyüşü adını taktığımız dizlerimizin üzerinde yaylanarak Veysel amcanın yerine kadar indik.

Veysel amcanın yerinde; bizim için çok özel yeri olan,lezzeti tartışılmaz,ev yapımı sucuk ekmek ve çay partisi yaptık.Bir ara fotograf çekmek için tam dışarıya çıkıyordumki genç bir hanım yanıma yaklaştı ve siz trekking grubumusunuz diye sordu.Evet diye cevabımı alınca “Ah ne kadar güzel.Bir tur şirketiylemi yürüyorsunuz ” diye sorusuna devam etti.Bende “evet biz Patikatur’uz ” diye cevap verdim.Kısaca gün içerisinde neler yaptığımızı,ismimizle arama motorlarında arandığımızda web sayfamıza ulaşabileceklerini söyleyince.Hanım bana siz tur şirketinin sahibimisiniz diye sordu.Ben de katılımcı olduğumu,ama şirketimden çok memnun olduğum için bu şekilde konuştuğumu söyledim.Onlarda jeep safari yapıyorlarmış.Bir hafta sonu mutlaka bize katılacağını söyledi.Memnuniyetle bekleriz,her doğa severin başımızın üstünde yeri var.

Çöplerimizide yanımıza alarak ( Veysel amcanın orada çöp bırakmak yasak) yola çıktık.Kirazlıdereyi takip ederek büyüleyici görüntüler eşliğinde;kimi zaman yokuş aşağı inerek,kimi zaman artık bir adım daha atamayacak şekilde dik yokuşları tırmanarak,kimi zaman yürüdüğümüz yolun üzerinden aşarak akan şelaleri seyrederek,kimi zaman buz tutmuş su damlacıklarının fotograflarını çekerek,kimi zaman yamaçlardaki kiraz ağaşlarını seyrederek,kimi zaman buz tutmuş zeminde isteyerek güle oynaya kayarak,kimi zaman kanyona eşit zaman aralıklarıyla attığımız taşların sesini dinleyerek ritim duygumuzu geliştirerek yukarıda bir bölümünü gördüğünüz Servetiye köyüne ulaştık.Burası bu günkü parkurumuzun sonuydu ama bizler yürüdükçe hiper aktifleşmiş durumdaydık.

Burada bizleri beklemekte olan araçlarımıza binerek Yuvacık barajı üstü mevkiinde bulunan Karaaslan Alabalık tesislerine geldik.Artık hepimiz çok acıkmış durumdaydık.Arı gibi çalışan görevliler kısa süre içerisinde mıhlama,güveçte mantar kaşar ,salata,turşu,meyve suyu,alabalıktan oluşan yemek servisine başladılar.Herşey tadına doyulmaz şekildeydi.Yemek sonunda İlkay’ın ikram ettiği ağızda dağılan ev yapımı baklava güne son noktasını koydu.Aslında son nokta bu da değildi,Eskihisardaki güne son dokunuş muhteşem bir finaldi.

Canım kardeşlerim sevgili İlkay ve Emrah bunu hep söylüyorum ve her zamanda söyleyeceğimden eminim;yine her şey kusursuzdu,yeni çok içtendi,yine sevgiyle yaptınız.Sizlere ne kadar teşekkür etsem azdır.

Ayrıca bu parkura katılan benim iki aydan buyana tanıdığım,bu parkurda tanıyıp kaynaştığımız tüm katılımcılara bu yazımla ayrı ayrı teşekkür etmek istiyorum.Gün hep birlikte güzeldi.Herkese çok teşekkürler.

Başka bir parkurda tekrar görüşmek ümidiyle.Sağlıcakla kalınız.

Reklamlar
Bu yazı Arşiv:Gezi içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s