Geyikli Park,Sunay Akın

445213

Geyikli Park
Sunay Akın

Dün gece yine çok güzel bir kitap bitirdim ve sizlerle paylaşmak istiyorum.Sunay Akın,yazılarını çok beğenerek okuduğum yazarlarımızdan bir tanesi.Okuduğum her kitabında okadar faydalı bilgiler ediniyorum ki yeni çıkacak kitaplarını her defasında sabırsızlıkla bekler hale geliyorum.

Son kitabı Geyikli Park,yine çok faydalı detay bilgilerle dolu.İnsanlık örnekleriyle dolu, hiç değilse okurken kendinizi bambaşka bir dünyada hissediyorsunuz.Olması gereken bir dünyada ki,yazılanların hepsi yaşanmış şeyler.

Kitapta kırkyedi tane farklı yazı var.Hepsinden çok etkilenerek okudum.Ama bir tanesinin küçük bir bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum.Sayfa 80 ve 82.

II.Friedrich,Berlin’de yazlık bir saray yaptırmak istemiş,ancak arazide sarayın daha büyük olmasını engelleyen bir değirmen varmış.O değirmenin derhal satın alınıp yıkılmasını emretmiş.Ne var ki,sahibinin satmaya niyeti yokmuş.Kral,adamlarıyla değerinin çok üstünde para vereceği haberini gönderse de,değirmenci teklifi reddetmiş.Bunun üzerine II.Friedrich,değirmencinin yüzüne kendisinin kral olduğunu,istese değirmeni para vermeden de elinden alabileceğini haykırmış.Değirmenci,büyük bir
soğukkanlılıkla,bunu yapabileceğini söyledikten sonra insanlık tarihinin en unutulmaz yanıtlarından birini vermiş:
“Ama unutmayın ki,Berlin’de hakimler var.”
Hiçbir güç,hiçbir iktidar,kral dahi olsa adaletten üstün değildir.Bir değirmencinin Alman Kralı II.Friedrich’e söylediği bu söz,adaletin karşısında herkesin eşit olduğu gerçeğini taçlandırmış ve totaliter rejimlerin yıkılmaya başlayacağı dönemin habercisi olmuştur.

Bu kitabı okumanızı çok içten tavsiye ediyorum.Ben de sabırsızlıkla Sunay Akın’ın yeni kitabını bekliyorum.

Reklamlar
Okuduklarım içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Yalnızlar,Erhan Bener

okuyorumgeziyorum_84928_2

Yalnızlar
Erhan Bener
470 sayfa
Remzi kitabevi

Kitap ilk olarak 1956 yılında yayınlanmış.Artık çok gerilerde kalmış,Edremit’de geçen günler anlatılıyor.
Doktor Nevzat,terzi Nuri,üsteğmen Galip,dikiş öğretmeni Nazmiye,avukat Hilmi,Macide,Adalet,müzik öğretmeni Nermin,Fransızca öğretmeni Necati,dilsiz Musa.
Necati;Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca bölümünü bitirmiş,savaş çıkmasaymış Fransa’ya gönderilecekmiş.Bütün umudunu bu olaya bağlamış,sonrada hayata küsmüş.Artık hayatının düzelmeyecek şekilde alt üst olduğunu,insanların önüne fırsatın bir kere çıkacağını yararlananın kazanacağını,yararlanamayanın ise düş görmekten öteye gidemeyeceğini düşünür.
Doktor Nevzat;Edremit’e akrabalarını ziyarete gelen bir Bursalı genç kızla tanışır ve evlenir.Ne yazık ki ikiside aradığı mutluluğu bulamaz.Doktor Nevzat’ın da önüne bu fırsat Macide olarak çıkmıştır ama oda bundan yararlanamaz.
Üsteğmen Galip;okul döneminde tanıştığı Nermin ile evlenir ve Edremit’e gelirler,ancak bu çiftte mutlu olamaz.
Terzi Nuri;ilk eşinden olan kızı Adalet ,yatalak ikinci eş ve bu hanımın dilsiz oğlu Musa ile birlikte yaşamaktadırlar.
Erkekler yalnızlıklarından kurtuluşu terzi Nuri’nin dükkanında toplanarak içmekte ararlarsada daha da büyük batağa saplanırlar ve olaylar gelişmeye başlar.
Yaşananların tümü herbiri tarafından bilinmesine karşı,bilmezlikten gelindiği için kimse kimseye yardım edemez.Her an beraber olmalarına rağmen çok yalnızdırlar.
Kitabın 120.sayfasındaki şu paragraf kitabı çok güzel şekilde özetliyor;”Sonra,birden bire,görmezden ,bilmezden gelerek ,uyuşarak ,kabuğuna çekilerek,düğümlerin çözülemeyeceğini fark ediverdiler.Önce hangisi biliverdi bunu?Önemli değil.Hangi an anlaşıldı bu?Oda önemlideğil.Ayrı ayrı evlerde de otursalar ,pencerelerini sıkı sıkı da örtseler ,gerçekte öyle ,iç içe bir yaşamları vardı,daha doğrusu onlar iç içe yaşadıklarını sanıyorlardı ki,içlerinden yanlız birisini ilgilendirdiğini sandıkları bir olay ,bir duygu ya da bir davranışın ,bir kurutma kağıdına dökülen mürekkep lekesi gibi ,hızla genişleyip yayılarak ,hepsini içine aldığını görüveriyorlardı”.

Okuduklarım içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Babam Aşkale’ye gitmedi,Zaven Biberyan

okuyorumgeziyorum_0395b
Babam Aşkale’ye gitmedi
Zaven Biberyan
416 sayfa
Aras Yayıncılık

Varlık vergisinin farklı sonuçları, bir ailenin anıları ile etkileyici bir şekilde anlatılıyor.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye Cumhuriyeti imzaladığı ticaret anlaşmasına istinaden Almanya’ya silah üretimi için hammadde satmakta idi.Ülkede yoksulluk,kıtlık başlamış ve ekmek karneye bağlanmıştı.Varlık vergisi uygulanmaya başlamışdı.(12.11.1942 tarihinde TBMM de kabul edilerek yürürlüğe girmiştir.) Belirlenen rakamı ödeyemeyen azınlık işadamları Erzurum’un Aşkale kasabasına zorunlu çalışmaya gönderiliyorlardı.Aynı dönemde azınlık vatandaşların bir bölümü demir yolu ve havaalanı inşaatlarında çalışırken bir bölümüde yol yapımı ve taş kırma işlerinde çalıştırılmak üzere Nafıa (Bayındırlık işleri bakanlığı ) emrinde çalıştırılıyordu.
Romanın baş kahramanı Baret üçbuçuk yıl aradan sonra evine döner,ancak artık hiç bir şey eskisi gibi değildir.Aile yuvasının perişanlığını görür,kendiside artık eski Baret değildir.Evin babası Aşkale’ye gitmemek için Varlık Vergisini son kuruşuna kadar ödemiştir ve artık hiçbir birikimleri kalmamıştır.Yiyecek ekmeğe muhtaç hale düşmüşlerdir.Ev halkı bu güç koşulları babanın yüzüne vurmakta her şeyden onu sorumlu tutmaktadır.Akrabaları tarafından yardım edilmek yerine dışlanmaktadır.Baret’te eski kimliğinde değildir.Topluma yabancılaşmış,herkese kin duymakta hatta bir kötülük timsali haline gelmiştir.Babasının ölümünden sonra evi terkeder.Pera’da çeşitli işlere girer çıkar,çok zor şartlar altında pansiyonlarda yaşar.Sonradan zengin olma akrabaları kendi değer yargılarına uymadığı için,onların yanında çalışmayı rededer.
Kitabın son sayfasını çevirdiğinizde şunu düşünüyorsunuz;babanız vergiyi ödemeyip Aşkale’ye gitsede,vergiyi ödeyip Aşkale’ye gitmesede aileniz parçalanmış oluyor.
(Bir de başka yeni bir sınıf ortaya çıkıyor )Her bunalımlı dönemde olduğu gibi para ortadan yok olmuyor sadece el değiştiriyor.
Kitapta özellikle ruhsal tahliller çok başarılı.
Oldukça düşündürücü bir eser.
Bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum

Okuduklarım içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Öykülerde İstanbul

oykulerde2

Öykülerde İstanbul

Derleyen:Semih Gümüş

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Türkiye İş Bankası;Cumhuriyet’imizle yaşıt ve Ankara’da doğmuş bir kuruluş.Kuruluşundan 76 yıl sonra İstanbul’a taşınırken,bu tarihi olayın anısının kitaplarda yer alması düşünülerek, edebiyatımızın birbirinden değerli,İstanbul’un farklı dönemlerini farklı mekanlarını anlatabilecek,yirmidokuz yazarımızın;Hüseyin Rahmi Gürpınar,Ömer Seyfettin,Sait Faik Abasıyanık,Refik Halid Karay,Yakup Kadri Karaosmanoğlu,Nahid Sırrı Örik,Ziya Osman Saba,Orhan Kemal,Haldun Taner,Cihat Burak,Sabahattin Kudret Aksal,Zeyyat Selimoğlu,Oktay Akbal,Bilge Karasu,Demir Özlü,Füruzan,Onat Kutlar,Tezer Özlü,Mustafa Balel,Erendiz Atasü,Feyza Hepçilingirler,Işıl Özgentürk,Hulki Aktunç,Semra Aktunç,Nedim Gürsel,Feride Çiçekoğlu,Roni Margulies,Buket Uzuner,Karin Karakaşlı’nın öykülerinden seçme eserler derlenerek bu kitap oluşturulmuş.

İstanbul aşıklarına,eski İstanbul’u özleyenlere,İstanbul dışında yaşayıp İstanbul’un bu günkü haline bile imrenenlere tavsiye ediyorum.

Kenar | Posted on by | Yorum bırakın

Ev yapımı vişne likörü

Çok sevdiğim bir arkadaşım sayesinde yeni bir konuya ilgi duymaya başladım;evde likör yapımı.Aslında internette gezindiğinizde oldukça fazla miktarda vişne likörü tarifi var.Bir tane de ben ekleyeyim.Vişne likörü,yapımı kısa bekleme süresi oldukça uzun bir süreç.Sabredip ne kadar uzun süre bekleyebilirseniz o kadar lezzetli ve keyifle içeceğiniz likörünüz olmuş oluyor.Ben bekleyemedim ama oldukça fazla miktarda hazırlamış olduğum için neredeyse tam kıvamına gelene kadar hafta hafta oluşum aşamasındaki lezzet değişimlerini yakalayabilmiş oldum.Şu anda da dostlarla her gün kahvemizle birer kadeh içmekten çok keyif alıyoruz.
Şimdi malzemeleri anlatmaya başlayayım.
1017688_10151788620634863_1996090313_n
Vişneleri güzelce yıkayıp,saplarını çıkarınız.Ben çekirdeklerini çıkartmadım.Vişnenin miktarı için bir şey söylemiyorum istediğiniz kadar kullanabilirsiniz.Şunu sakın unutmayın likörünüzü hazırlayacağınız kavanozunuz vişne miktarının en az üç katı kapasitesinde olmalı.Kavanozun dibine iki parmak kalınlığında vişne koyunuz,üzerine vişneleri kapatacak kadar tozşeker koyunuz.Fotografta gördüğünüz gibi hala vişneler görünür durumda.Eğer çok tatlı olmasını istiyorsanız daha fazla şeker koyabilirsiniz tabi.Benim size tavsiyem çok şeker katmamanız.Bir iki tane çubuk tarçın,bir tutam karanfili de
şekerin üzerine koyduğunuzda ilk kat tamamlanmış oluyor.Şimdi bu işlem sırasını kavanozun üzerinde vişnenin iki katı kadar yer kalana değin tekrarlayın.Kavanozun ağzını sıkıca kapatıp güneş görecek bir yere koyunuz.
1017688_10151788620654863_282041141_n
Bu fotoğrafta gördüğünüz kavanoz bir litrelik, denemek için az miktarla başlamıştım.Ama kısa sürede bu işi başarabileceğimi anlayınca devamını yukarıda söylediğim büyüklükteki kavanozlarda yaptım.
1017688_10151788620649863_2068679938_n
Aklınıza geldikçe kavanozu yatırın kaldırın ki her meyve güzelce güneş ışığı alarak erimeye,sulanmaya başlasın.Kavanozdaki vişne suyunun miktarını gözlemleyin.Baktınızki artık sıvı miktarında artış yok,güneş altında geçirmesi gereken süre sona ermiş demektir.(İşte kavanoz vişne miktarının en az üç katı olsun dememin sebebi bu çünkü oldukça fazla miktarda sulanıyor.Bir de üzerine daha alkol ekleyeceğiz).Şimdi kavanozu açın,aslında henüz likörünüz olmadı ama şu anda meyve alkolü oluştu kendi kendine.Bu lezzeti bir tadın lütfen.Benim çok hoşuma gitti müthiş bir lezzet.Hatta ben sıcak günlerde bu oluşan içecekten bir çay bardağı alıp büyük bir bardakta bir şişe maden suyu ile karıştırdım.İçine bolca buz ve nane yaprakları koydum.Bu da hoş bir içecek oluyor.
Şimdi sıra geldi karışıma alkol eklemeye.Ben iki ayrı şekilde hazırladım.Seneler önce bir arkadaşımda vişne likörü içmiştim ve çok beğenmiştim.Nasıl yaptığını sorduğumda “klasik vişne likörü ama yanlışlıkla votka yerine cin koydum” demişti.Ben de kavanozlardan birini cinle birini votkayla hazırladım.Alkol miktarı hakkında bir şey söylemek istemiyorum.Bu tamamen sizin keyfinize bağlı bir şey.Sert olmasını istiyorsanız fazla miktarda votka,biraz yumuşak içimli olmasını istiyorsanız daha az miktarda votka ekleyiniz.İçerken vişne,tarçın,karanfil rayihalarını tek tek hissederek içmek istiyorsanız votka yerine cin kullanınız.Alkolü de ekledikten sonra kavanozları karanlık bir yerde beklemeye alınız.Ben kavanozlarımı siyah,büyük çöp torbalarının içinde bekletiyorum.
İlk hazırlığını Temmuz ayında yapmıştım,Aralık ayında tam kıvamına geldi.Ben haftada bir kavanozumu açıp tadım yaptım,alkol eklemesi yaptım.Deneye deneye,ekleye ekleye bu işi başardım.Şimdi sevdiklerimle kah evde,
1552757_10201646307334246_973570204_n
kah dağbaşında keyifle içiyoruz.
1426152_10152338920819863_2045124516_n
Siz de deneyin çok lezzetli oluyor.
Servis yapmadan önce mutlaka süzün ve soğutun.Ben vişnelerini çikolatalı pastalarımda kullanıyorum çok lezzetli oluyor.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Serkis bu toprakları sevmişti, Faruk Bildirici

75000_serkis_faruk_bildirici

Serkis bu toprakları sevmişti
Faruk Bildirici

Kendisini;
“Serkis’tir benim adım
Ben Türkiyeli hem de Doğu Anadoluluyum
Irkımı soracak olursan Ermeni ve halkın oğluyum
Ne zengin çocuğuyum ne de soyluyum
Ben hem birazcık şişman hemde kısa boyluyum”
cümleleriyle özetleyen 1933 Elazığ doğumlu
Serkis İmas’ın hayatı boyunca not aldığı kendi anıları ve büyüklerinden dinlediklerinden oluşan 15 küçük defterin Faruk Bildirici tarafından kaleme alınarak biz okurlara sunulmuş bir biyografik kitap.
Okumak lazım,satır aralarında önemli detaylar var.

Okuduklarım içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Zeytin ağacının gölgesinde,Barbro Karabuda

zeytin ağacı

Zeytin Ağacının Gölgesinde
Barbro Karabuda

Karabuda ailesini ilk defa 1999 yılında Güneş Karabuda’nın “İndim zaman bahçesine” adlı kitabını okuyarak tanımıştım.Güneş Karabuda;1933 İzmit doğumlu,Galatasaray lisesi mezunu,Paris’te hukuk öğrenimi yaparken yarıda bırakmış ve bir süre gazetecilik ve fotomuhabirliği yapmış.

Barbro Karabuda ise İsveçli,yazar ve yönetmen.1953 yılında dil eğitimi için gittiği Fransa’nın Chinon kasabasında Güneş Karabuda ile tanışır ve Türkiye,Barbro Karabuda için ikinci vatan olur.

Zeytin ağacının gölgesinde;Egedenizi’nin kıyısındaki küçük bir köydeki evlerinin bahçesindeki zeytin ağacının altında yazılmış bir anı roman.Zaman olarak 80 li yıllara kadar uzanıyor,yakın tarihimiz,Karabuda ailesinin yaşantısı,edebiyat ve sanat dünyasından yakın dostları…Bütün bunlar bu kısacık ama dopdolu kitapta toplanmış.

Ben çok beğenerek okudum,sizlere de tavsiye ederim.

Okuduklarım içinde yayınlandı | Yorum bırakın